hiiçç

4/11/2009

dinlemeden uyumayın: la berceuse

dinliyorum dinliyorum dinlemeye doyamıyorum. süper ötesi bir ninni.

hayet ayad & mitzu - la berceuse

http://www.youtube.com/watch?v=b5xV_-0WQbo

http://www.imeem.com/people/SYeQsg/music/UWafp54v/hayet-ayad-mitzu-la-berceuse/

24/9/2009

fileler içinde satılan naylon toplar

bizim çocukluğumuzda bahar gelip ağaçlar yeşillenmeye, kuşlar cıvıldaşmaya başladı mı bakkalların kırtasiyelerin önü de renklenir filelerin içinde renk renk naylon toplar satılırdı. bir üzüm salkımı gibi kapı önüne asılırdı bu top yumakları. havaların ısınmasını fırsat bilen çocuklar eğer evdekilerden para alabilmişse soluğu doğruca bakkalda alır, hem kendisini eğlendirecek bir oyun aracı hem de ona arkadaşları arasında statü kazandıracak bir oyuncak alırdı. yani naylon top. çünkü topu olan biri herkesin oyuna dahil etmek istediği ve biraz da yalakalandığı bir insandır. top kiminse kuralları o koyar çünkü.

o top yumağından en güzeli en dayanıklısı seçilir. bu seçim işi önemlidir yamuk olmayacak, havası iyi olacak, çok hafif olmayacak (ki uçmasın) vs vs. bu yüzden abi ya da abla ile gidilir genlde topu almaya. kimi toplar bir iki oyun ancak dayanırken kimi toplar dayanıklı çıkar bir sonraki yazı görürdü. böyle bir top seçebilirseniz şanslıydınız. sonunda beğenilen top alınır ve üzerindeki file yırtılır. o topun kendine has bir kokusu vardır. o koku şöyle bir içe çekilir. sonra top koltuğunuzun altında muzaffer bir kumandan edasıyla arkadaşların yanına gidilir. aa top hadi oynayalım çığlıkları eşliğinde topun sahibi oyunu kurar.
yakantop, voleybol, futbol, tombik, istop, toplu saklambaç vs oynanır. ta ki akşam ezanı okunup hava iyice kararana, anneler çocuklarını "hadi eve" diye çağırana kadar.

7/9/2009

bize ait bir medeniyet inşası

kendi değerlerimize kültürümüze ve inançlarımıza uygun bir medeniyet inşa etmek. içinde bulunuduğumuz medeniyet ile kültür ve inançlarımızın getirdiği gereklilikler arasında kan uyuşmazlığı var. bugün yaşadığımız problemlerin bir çoğunun ana kaynağı da bu. bizden olmayan bir medeniyete entegre olmaya çalışıyoruz. bu da beraberinde aksaklıkları getiriyor, eleştirdiğimiz bir çok arada kalmışlıkların yaşanmasına sebebiyet veriyor. sadettin öktem bayramları tatil gibi değerlendirenlerin eleştirilmesi hakkında bu insanlara farklı bir seçenek sunulmadığına 365 gün çalışan insanın eline geçen ilk fırsatı tatil olarak değerlendirmesinin normal olduğuna değinmişti ve bugün çalışma sistemimizden iş ahlakımıza, bindiğimiz arabaların dizaynından kullandığımız kavramlara kadar hayatımızdaki hemen herşeyin bize ait olmayan bir medeniyetin ürünü olduğunu söylemişti ki çok haklıydı. bugün zihin altyapılarımız bile bizim kültürümüze inançlarımıza ters kodlarla dolu. kendimize ait bir meseleyi bile batı diliyle tartışıyoruz. bize ait bir internet kültürümüz bile yok. batı bir şeyi icat ederken kendi kültürüne uygun olarak icat ediyor onu. biz o buluşu aldığımızda bunu kendi kültür kodlarımıza uydurma sorunu yaşıyoruz. aslında bu sorunu yaşamıyoruz çünkü onu öylece alıyoruz. bu da bize ait estetik anlayışın ve bize ait değerlerin yara almasına yol açıyor. bir medeniyet inşası dediğimiz şey yediğimiz yiyeceklerden yaptığımız binaların mimarisine, konuştuğumuz dilden evimizin dizaynına, trafikten çalışma şartlarına, sanattan edebiyata kadar her şeyin kendi inanç ve kültür anlayışımızla uyuşması demek. ve bunun yapılması elzem. aksi takdirde bugün yaşanılan problemler bir çığ gibi büyüyecek ve içinden çıkılması zor bir hale gelecektir.

25/5/2009

26 yıl önce vefat eden üstadın anısına...



Bugün Üstad Necip Fazıl'ın ölüm yıldönümü. Bu vesile ile üstadın hayatından iki küçük anektod aktarıp bu yazıyı okuyanlardan üstadın ruhu için birer fatiha istiyorum.

 **************
    Selma'ya ait bir hatıram sonra sonra beni yakacak hale geldi:

Büyük babamdan kıpkızıl bir lira çeyreği kopardığım bir gün, onu Selma'ya göstermiştim. Yavrucağın elinde ısırılmış, mini mini dişlerinin izini taşıyan bir elma vardı. Lira çeyreği o kadar hoşuna gitmişti ki, o ebediyen mahzun, yahut hüzün ebediyetiyle dolu gözlerini bana dikmişti de:
   

- Ağabey, demişti: bu elmayı sana vereyim de o parayı bana ver! Biraz ısırdım ama, ziyanı yok, değil mi?

Pırıltılı lira çeyreğini vermiş, fakat elmayı da almak gibi bir gaflete düşmüştüm.

Sonra sonra dövündüğümü hatırlıyorum.

- Ah, niçin lira çeyreğini verdim de, hafifçe ısırılmış elmayı kendinde bırakmadım? Niçin "O da senin olsun" diyemedim
           
Hayatımın ilk büyük vicdan azabı budur. 

       **************

Karpuz... Hayatımın en büyük hediyesi... Ramazandı. Oruçluydum. Tanıdığım bir tüccar iftar yemeğimi hergün evinden, hususî otomobiliyle gönderirdi. Ben de hapishane kapısının yanındaki ilk telörgüde yemeğimi beklerdim. Herkesin deliğine çekildiği o saatlerde bana izin verirlerdi. Yine böyle beklerken, bir gün ihtiyar bir adam telörgüye sokuldu. Üstü başı dökülen, amele kılıklı bir İhtiyar... Beni asla tanımadan "oğlum, içeride bir Necip Fazıl varmış!... Şu karpuzu ona hediye getirdim; Allah rızası için götürüp verir misin?" dedi. Gözlerim, hücum eden yaşlardan yangın içinde "ver, baba, hemen götüreyim!" dedim ve aldım. İşte hasbî, her türlü nefs oyunundan uzak, Allah için verilen hediye... Bu meçhul Müslümandan tüten edayı ömrümce unutamam!.. Keşke o karpuzu kesmeseydim; hep ona bakıp düşünseydim, İslâm ahlâkını fikretseydim, ağlasaydim, ağlasaydım...

 

 

9/1/2009

filistinli çocuk...




Kurşun Gazeli

Savaşa girdin kalbim bin yara aldı beni
Ne denli acı varsa aradı buldu beni

Seni bir bomba gibi taşımak bu göğüste
Bir Ebubekir kıldı bir Ömer kıldı beni

Kurmak bize düştü bu kalbi sökülmüş çağı
Buyruk en ağır yükün altına saldı beni

Atıldık kurşun gibi kentin alanlarına
Bir kaç put ve taş gördü birden irkildi beni

Parça parça bir yürek delik deşik bir bağır
Bir beş değil sevgili bin kurşun deldi beni

Bir de bakışlarındır kurşun gözlerin senin
Kılı kıpırdamadı el gördü geldi beni

Yine seni özlemek birikti bir dağ gibi
Ve yürüdü üstüme altına aldı beni

Bir katılık döşenmiş upuzun bulvarlara
Adım atar atmaz bir donma aldı beni

Böyle çıktım alana ve yürüdüm yürüdüm
Ne görebildi kimse ne anlayabildi beni

Ve put alanlarından geçtim İbrahim gibi
Bir savaş bildi beni bir eylem bildi beni

                               Osman Sarı

Eşref Ziya Terzi - Kurşun Gazeli
http://www.ribatfm.com.tr/arsiv.php?kat_id=84&ad=EZG%C4%B0LER

« Önceki ::